RASİM CİNİSLİ,"BERİN MENDERES"İ ANLATIYOR

BERİN MENDERES

Türk toplumu Berin Menderes Hanımefendi’yi iyi tanımalıydı… Ne yazıktır ki yeterince tanıyamadı…

Genç kızlarımızın örnek alabilecekleri ideal “Türk hanımefendisi” karakteri varsa o da Berin Menderes Hanımefendidir. Kocasının başbakan olduğu iyi günlerde (ikbalde) mütevazı evinin kadını; gerektiğinde devlet törenlerinde eşinin yanında temsil gücü yüksek, yabancı dil bilen, münevver Türk hanımefendisi; kötü günde (idbarda) vakur, iradeli; onca acıya rağmen dik durabilmeyi başarmış onur abidesidir.

Eşinin idamından sonra Menderes Efsanesi yıllar yılı Türk insanının gönlünde bütün mehabetiyle yaşarken, basının merakına ve kimilerinin beklentisine rağmen Berin Hanım, ailesiyle ilgili acıları kimseye belli etmemiş, sırrını gönlüne gömmüştür. Maruz kaldığı maddi ve manevi sıkıntılarını çoğu zaman çocuklarına bile hissettirmemiştir.

1970’li yıllarda Berin Hanımefendi’yi tanıma onuruna eriştim. Üç oğlu ile beraber siyaset arkadaşlığı yaptım. Sayın Aydın Menderes ile yıllar süren özel dostluğumuz oldu. Bu sebeple Berin Hanımefendi’nin evine teklifsizce gidip geldiğim ziyaretlerimde, “Evladım, Aydın seninle olunca içim rahat ediyor!” diyerek bana iltifat ederdi. Bu yakınlığın derin sorumluluğu ve mutluluğu ile birlikte geçirdiğimiz her saniyenin hakkını vermeye, değerini kazanmaya çalışırdım. Her vakit sıcak ve şefkatli bir ev sahibesiydi. Onun bu vasıflarını bir ikram, bir lütuf gibi hissederdim. Fıtratından ciddiyet taşardı. Annelik vakarının bu kadar yakıştığı bir başka hanımefendi görmedim desem, mübalağa etmiş olmam. Bunun için olanca gücümle göstermeye çalıştığım saygı ve hayranlığın yeterli olmadığını hissederdim.

Tanıdığım Berin Menderes’i, kendi gözüm ve idrakimle algıladığım şekilde yazmaya, onu Türk gençlerine tanıtmaya çok niyet ettim. Samimiyetle itiraf edeyim ki, kalemim ve ifade tarzım yetersiz kaldı. Her gördüğümde daha da büyüyen kişiliğini tarif edemez oldum. Bir insanı övmek kolay ama onun gerçek değerlerini tarif etmek zor. Berin Hanımefendi’nin olgunluğunu, ciddiyetini, vakarını, analık duygusunu, ailesinin üzerine titreyerek kol kanat geren gücünü, eşi merhum Adnan Bey’i anarken yaşadığı duygularını anlatmak imkânsızdır. Hatta diyebilirim ki usta kalemler bile Berin Hanım’ı kemaliyle anlatmak için çok zorlanırlar.
Ömrüm içinde hiçbir hanımın, beyinin ismini anarken bu denli bir huşu ve hasret ifade ettiğini görmedim. Beşeri bir sevgi ve saygıyı aşan ilahi bir transa geçercesine, kendini ve çevresini unutarak sanki başka bir âleme kanat açar, Adnan Bey’e koşardı.
Çocukluk yıllarına döner, Adnan Bey’i ilk gördüğü kolej yıllarını hatırlar… Evliliğe giden görüşme ve konuşmalarını yanakları al al olarak düşünür: “Siyasete girmemeye söz vermişti ama… İşte kader…” derdi. Çakırbeyli Çiftliği kime yetmezdi ki!… Beydi… Huzurluydu… Merhametliydi. Toprağının büyük kısmını köylülere dağıtmıştı. Herkes ona hizmet ederdi, herkes onu dinlerdi.
Adnan Bey, Atatürk’ü kıramamıştı. O’nun davetini reddedememişti. Ankara yolu öyle açılmıştı. Ankara’da politikaya gömülünce, keyifli günler Aydın’da kalmıştı… Yıllar, olaylar artarda geçmiş, kader yol haritasını çizmişti… Şimdi O herkese hizmet ediyor, O herkesi dinliyordu. Berin Hanım bunları ezber okuyan çocuk gibi kendi kendine anlatırdı. Bizler için başlar kendisi için tekrar ederdi. Bazen kelimelerin yarısını söyler, diğer yarısını kendisine saklardı. Oradaki sırrı, oradaki özeli gönlüne atar gibi… Bu üslup bir süre sonra sükûna ererdi. Susar, içindeki dünyaya dalardı… Bizlerin kendisini dikkatle izlediğimizi hissedince şen bir gülücükle hülyasını bırakır, zarif nüktelerle başka hatıralarına geçiş yapardı.
¬¬- “Adnancığım eve geç gelir, şafakla evden çıkardı, uykusu çok azdı. Bir gün kendisine dedim ki:
‘Sayın Başbakan, herkesin derdini dinliyorsun. Benim tanıdığım bir hanım var, ona bir randevu verir misin?’ Düşündü, programına göre uygun olan bir günde sabah saat sekiz olur mu, dedi. Ben de olur dedim. O gün ve saat geldi. Adnancığım çıkmak üzere hazırdı, saatine baktı. ‘Berin Hanım, senden randevu isteyen hanım gelmedi, ben çıkmalıyım’ dedi. Ben de ‘O hanım geldi, burada’ dedim. ‘Ne zaman geldi, kapı çalınmadı, o halde söyle buyursun’ deyince güldüm. ‘O hanım benim. Benim de sana söyleyeceklerim var: Bizim de sana ihtiyacımız var. Bize de biraz zaman ayır’ deyiverdim. Adnancığım gülümsedi ve dedi ki: ‘Berinciğim, Allah bana bu aziz millete hizmet etme imkânını verdi. Ne yaparsam bu 10 yıl içinde yapacağım.”
Sözün burasında o canlı, şen, kelimeleri seçe seçe konuşan Berin Hanımefendi yeniden Adnan Bey’in hülyasına dalar gülücükler yanaklarında donardı.
Her ziyaretimde bu ortama ve bu hâle defalarca şahit oldum. Her defasında gönlümde ve beynimde “Bir insan bu kadar nasıl büyüyebiliyor? Nasıl bu kadar ulvileşebiliyor..?” diye düşünürdüm.

Tekrar edeyim, benim gözümle tanıdığım Berin Menderes’i anlatmak ve tarif etmek kolay değil. Onu tanıtmak yerine tanığı olduğum bir iki hatıramı anlatayım.
Büyük oğlu Yüksel Menderes’in vefatında acıyı paylaşmak, taziyede bulunmak için evlerinde bulunuyordum. Benim gibi Demokratik Parti milletvekili birkaç arkadaş daha vardı. Ailenin avukatı olup Yassıada’da merhum Adnan Menderes’i savunan, daha sonra Milli Eğitim bakanı olan Orhan Cemal Fersoy geldi. Baş sağlığı diledi. Teselli edici ifadeler kullandı. Aileyi koruma ve kollama duyguları ile Berin Hanımefendi’ye dedi ki:
—Hanımefendi, bu aileye siyaset iyilik getirmiyor. Merhum Başbakan siyaset uğruna hayatını kaybetti. Yüksel Bey milletvekili oldu, onun da hayatı bu yolda söndü. Allah bağışlasın Mutlu Bey ile Aydın Bey’e izin vermeyin. Onları siyasetten uzak tutun.
Bu temenni belki birçoğunun aklından geçiyordu. Hepimiz pür dikkat, yanan ana yüreğinin ne diyeceğini bekledik. Berin Hanım mendili ile gözyaşlarını sildi. Vâkur bir ciddiyetle Orhan Cemal Fersoy’a bakarak:
—Orhan Cemal Beyefendi, siyaset nedir? Ne için yapılır? Diye sordu. Araya giren sessiz bekleyişten sonra devam etti:
—Siyaset, devlete millete hizmet etmek için yapılmaz mı?
Orhan Cemal Bey cevap vermek zorunda kaldı:
—Evet efendim.
—Beyefendi, bir ana evladını ne için yetiştirir? Vatana millete hizmet etmesi için değil mi?
Orhan Cemal Bey sözün sonunu tahmin etti. Yüzü gerildi. Orada bulunan bizler sözün sonunu merak ederek kulak kesildik. Berin Hanım devam etti. Vâkarlı edasına biraz da celâl katmıştı.
—Beyefendi, ben anayım! Çocuklarımı vatana, millete hizmet etsinler diye yetiştirdim. Mutlu ve Aydın siyaset yapmayacak da kim yapacak? Eğer kaderlerinde varsa trafik kazası da olur!’…
Ve sustu.
Hepimiz için zaman durmuştu. Titreyen yürekler bu Türk anasının asaleti karşısında donup kalmıştık.

Aynı gün, belki bir sonraki gündü. Yine taziye evi dolup taşıyordu. Ev kalabalıktı. Hüzün çok büyüktü. Berin Hanım siyah başörtüsünün altına sakladığı gözyaşlarına gömülmüştü. Yanı başında Rahmetli Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun annesi Güzide Zorlu Hanımefendi oturuyordu. Güzide Hanım sözünü esirgemeyen celâlli bir Osmanlı kadınıydı. Rivayet edilir ki bir uçak yolculuğunda İsmet İnönü’nün yüzüne karşı “Oğlumun katili!” diye haykırmıştı. Ne oldu, nasıl oldu ise Güzide Hanım yine celâllendi, yüksek sesle Ordu aleyhine verdi veriştirdi… Bunun üzerine Berin Menderes yüzünü örten başörtüsünü açtı. Güzide Zorlu Hanımefendi’ye döndü, derin bir saygı ile;
—Abla haksızlık etmiyor musun? Diye sordu.
Salondakiler donmuş kalmıştı. Herkes sustu, çıt yoktu. Berin Hanım devamla şöyle konuştu:
–Abla, ordumuz Peygamber Ocağıdır. Allah bu milleti –bizleri– ordusuz etmesin. İçlerinden çıkan üç beş maceracı yüzünden orduya tân edilir mi? Allah ordunun eksikliğini göstermesin. Allah ordumuza zeval vermesin!

Uzun bir sessizlik içinde bu sözleri duyanlar kulaklarına inanamadı. Yanan ana yüreğinden taşan acılarına ve kocası Adnan Menderes’in şehit edilmesine rağmen bu yücelik, bu metânet ve hiç eksilmeyen, vatan – millet sevgisi ile gerçekten abide bir şahsiyet olan büyük ruhlu Berin Menderes’i tarih yazmaz ise bizim için milli bir eksiklik olur. Dilerim eli kalem tutan edebiyatçılar, senaristler, tarihçiler, sosyal ilim erbabı ve namuslu siyasetçiler bu büyük ruhlu Türk anasını anlatırlar: Yaşarken ve öldükten sonra kocasına olan bağlılığını, iradesini, evine, ocağına, çocuklarına gösterdiği ihtimamı… Eşsiz bir ana ve tam bir münevver olan bu Asil Türk kadınını dünyaya tanıtırlar. O mükemmel insanın yanında bulunanlar, tanıyanlar hayatta iken, kaynaklar kaybolmadan Berin Menderes Hanımefendi’yi yazmak ve tanıtmak için seferber olurlar. Bu hizmeti hakkı ile başaranlar kendileri için olduğu kadar toplumumuz, milletimiz için de büyük kazanç sağlamış olurlar.

Ulu Rabbim’den merhume Berin Menderes Hanımefendi’yi ve çok sevdiği merhum Adnan Menderes Beyefendi’yi cennetinde buluşturmasını niyaz ederim. Ruhları şad olsun.

RASİM CİNİSLİ

ADFED Adnan Menderes Dernekler Federasyonu.